• Hastalık Düşman  Değil, Mesajdır

    Hastalık Düşman Değil, Mesajdır

    Hastalık Düşman Değil, MesajdırHastalık, artık ihtiyaç kalmadığında gider.Bu cümle ilk başta sert gelebilir ama…Gerçekten neden hastalanıyoruz?Çünkü bazen, başka türlü elde edemeyeceğimiz şeyleri ancak hastalık sayesinde elde edebiliyoruz.Bilinçaltımız, bastırılmış ihtiyaçlarımızı bedene yükleyerek onları görünür kılıyor.İlaçlarla değil, farkındalıkla iyileşen hastalıklar da var. Ve bu, sandığımızdan çok daha yaygın.Peki hastalık bize ne sağlar?Ve neden beden acıya razı olur?1. Kendine özen göstermenin suçluluk duymadan yoluİlaçlar, testler, vitaminler, bakımlar, terapiler… Hasta olduğunda hepsi “hak edilmiş” olur.Aynı parayı bir stiliste ya da masaja harcamayı dene… İçinde bir suçluluk duygusu beliriyor mu?Ama hastaysan — bu, izinlidir.2. Dinlenme hakkıBirçok kadının bilinçaltında yazılı:“Yalnızca hamileyken ya da hastayken dinlenebilirsin.”Esnek saat, freelance iş? Hayır. Ancak beden düşerse dinlenme izni gelir.3. Yakınlardan ilgi ve şefkatGüçlü, zeki, kendine yeten kadınlara kimse kolayca şefkat göstermiyor.Ancak hastalanırsan, sistem “izin veriyor”: Artık sana bakabilirler.Ve eğer hâlâ görmezden geliniyorsan — beden sinyali büyütür.Ta ki duyulana kadar.4. Dikkat çekmekHastalık bazen görünür olmanın yolu olur.Hakkında konuşulursun. İnsanlar merak eder.Ve ne kadar “nadir” ya da “karmaşık” bir hastalıksa, o kadar “özel” hissedebilirsin.5. Saygı kazanmakAğır acılar çeken biri, hem acıma hem de derin bir saygı uyandırır:“Allah kimseye vermesin…”Ama bir yandan da, insanlar şöyle der: “Nasıl da güçlü, dayanıklı biri!”Eğer kendine ya da başkalarına karşı uzun zamandır saygı hissetmiyorsan — hastalık bu saygıyı almanın bir yoluna dönüşebilir.6. Ertelemek istediğin kararları ertelemenin bahanesiÇocuğun ağır hastaysa, boşanma konusu bekler.Kendin hastaysan, iş değişikliği ertelenir.Bir yakınla ilgileniyorsan, özel hayatını sorgulamaya gerek kalmaz.Beden, o kararı senin yerine erteler.7. Yavaşlamak ve içini duymakHastalık seni yavaşlatır.Ve bu yavaşlıkta, bastırılmış sesler duyulur hale gelir.Bir nefes, bir adım… her şey anlam kazanır.8. “Hasta ne isterse olur” hakkıHastaya saygı gösterilir.Yıllardır eşinden rica ettiğin şeyi bir anda yaptırabilirsin.Kırık kulp bile onarılır, çünkü artık önemlidir.9. Dünyaya başka bir yerden bakmakSadece tavandaki çatlağa bakabildiğin saatler oldu mu?Bir perde kıvrımında hayal gördün mü?Hastalık, seni başka bir algıya taşır.Ayrıntılar büyür, zaman durur.Ve dünya farklı görünmeye başlar.10. Hayatını yeniden değerlendirmekAğır hastalıklar, sahte gerçeklikleri siler.Bir anda yalnızca sen ve çıplak gerçeğin kalırsınız.Ve orada, hayat yeniden yazılır.Bilinçaltınin ihtiyaçlar yok olmaz.Sadece başka yollardan kendini gösterir.Eğer ihtiyaçlarını açıkça ifade etmeyi öğrenememişsen, beden devreye girer.Ve bu ihtiyaçları hastalık aracılığıyla almaya başlarsın.Çocuklarda ya da doğuştan hastalıklarda bile — annenin bilinçaltı ihtiyacı etkili olabilir.İşe gitmemek, ilgi görmek, anlam bulmak…Tüm bunlar bazen “hastalık” kimliğiyle karşılanır.Bunu doğrudan kabul etmek kolay değil.Ama farkındalık adım adım gelişir.O zaman ne yapmalı?1. Kendine sor: Bu hastalık bana ne kazandırıyor?       Gerçekten dürüst bir liste yap.2. Her maddeyi hisset.         Kendini suçlama. Kendine şefkatle bak.         Bu, hayatta kalma yöntemindi. Şimdi       farkına varıyorsun.3. Aynı ihtiyaçları başka yollarla karşılama izni ver kendine.       Dile getir. Talep et. Kendini duy ve ifade et.        Hastalık, artık ona ihtiyacın kalmadığında gider.Ama önce… onu duyman gerekir.

    Devamını Oku
  • İlişkide Nezaket

    İlişkide Nezaket

    Diyorlar ki, nezaketi öğrenemezsin. Gerçekten de öyle, bu beceri otomatik olarak zihinle, bilimçsizce öğrenilmiyor.Bu beceri kalbinden geçerek, ruhunun dikkati ile karıştırılarak ve farkındalık sürecin sayesinde ve Ben – öğrenciyim pozisyonundan oluşur.Doğru şeklinde çatal bıçak tutmaya öğrenebiliriz, insanlar arasında nezaketli davranabiliriz, doğru zamanda teşekkür ederek ve rica ederek… ama kendine şu soruları sormaya öğrenemeyebiliriz: Benim söylediklerim başka insanın tarafından nasıl algılanıyor? Benim şakalarım, sözlerim, sorularım, benim katılığım, benim prensiplerim onu acıtıyor mı?Nezaketsizlik birkaç örnekte göstermek istiyorum:1.      Değerler seviyesinde nezaketsizlikBir kişi için onun projesi, onun fikri ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz halde değersizleştirmeyi çalışıyoruz, dalga geçiyoruz, eğleniyoruz… bizim için onun işi eğlence alanı Ya da anlıyoruz ki kişi için onun inancı, onun meditasyonları, onun pratık ettiği şeyler önemli, ama arada bir ona takılıyoruz, çünkü o takıntılı olduğunu, fanatik olduğunu, garip olduğunu, geride kalmış olduğunu, tuhaf olduğunu, olması gereken gibi olmadığını düşünüyoruz. Ya da eşimiz için onun hobi çok önemli olduğunu görüyoruz ve eşimiz aile aynı zamanda hiçbir şeklinde ihmal de etmiyor. Ama belki inattan dolayı, belki kıskançlıktan, belki de onun dünyasının merkezine kendimizi koymak istediğimizden dolayı… onun hobi hakkında olumsuz yorumları yapıyoruz, eksikleri buluyoruz, dalga geçiyoruz. Nezaketsizlik insanları uzaklaştırıyor. Başkası için değerli olana değer vermediğimizde kendimize karşı nasıl yaklaşımı bekliyoruz ki? O kişinin kalbinin bahçesine girip çiçekleri koparmaya, dalları kırmaya, canlı olan her şeyi yok etmeyi, güzel şeyleri yok etmeyi başlamak ve ‘Sadece ben senin kalbinde yaşayacağım, geri kalanları yok edeceğim’ diyerek gibi bir şeydir bu… Sevdiklerimizin kalplerinde kocaman dünya var, evren var. Orada her şeye ve herkes için bolca yer var. Sevdiği her şey için, başardığı her şey için, beğendiği her şey için… Hiç kimse bizim yerimizi kapamaz, alamaz. Sadece biz kendimiz sevdiklerimizi kendimizden uzaklaştırabiliriz. Ve bunun temelinde nezaketsizlik yatıyor. 2.      Nezaketsiz sorular, istenmeyen dersler ve tavsiyeler. İnsanı kalbinin en derinliklerinden yaralayan sorular bu. Kilolu kızı sormak gibi: ‘Ne zaman kilo vereceksin?’Yalnız kişiye geçmiş yaşamların karmaların ödemesi yapıyorsun söylemesi gibi…Seninle dünyaya bakış açısı farklı olan kişi deli olarak adlandırmak gibi…Neden hala: evlenmedin/ boşanmadın/ bunu anlamıyorsun/ çocuk doğuramıyorsun/papatya içmiyorsun / vitamin kullanmıyorsun / iyileşemedin / zengin olmadın/ bahçe ekmedin/ temizlik yapmadın...?Bu sorular nezaketsizlikten sorulduğunda yarar getiremez ki. Bu sorular acıtmak, dokunmak için, yardım etmek için değil. Bu sorular kendi üstünlüğü göstermek, daha iyi olduğunu ön plana çıkartmak için, başkasını aşağı indirerek… 3.      Nezaketsizlik ve kişisel sınırlar o   Sen meşgul olduğunu benim için önemli olmadığını, beni dinle, benim söylediğini yapo   Sen yalnız kalmak istediğini benim için önemli değil, ben seninle olmak istiyorumo   Sen yorgun olduğunu benim için önemli değil, ben enerji doluyum ve bu enerji harcamak istiyorumo   Senin planların bugün için ne olduğunu önemli değil, benim planlarıma uyum sağlao   Senin sabah ritüelleri benim için önemli değil, sen bugün ne yapacaksın ben dün karar verdimo   Senin ruh halin ne olduğunu önemli değil, benimki gibi olmalıo   Senin bakış açısı benim için önemli değil, benim gibi düşünmeni istiyorumNe yapacağız, nerede başlayacağız bu, belki bizim için yepyeni beceri, öğrenebilmemiz için? Nezaketi nasıl öğreneceğiz?1.      Kendimizden başlayacağız Kendinizi izlemeye başlayın:-         Benim davranışlarım, benim sözlerim başka insanların kalplerinde ne uyandırıyor?-         Bugün ben hangi durumlarda nezaketsiz davrandım?-         Gelecek için nasıl sonuç çıkartabilirim bunlardan?-         Bu kişi ile iletişim kurduğumda hangi konuları hiçbir zaman dokunmayacağım?-         Aynı düşünce ama daha şefkatli, dalga geçmeden nasıl paylaşabilirim?Kendi bakış açısında kalarak dikkatli olmak ve şefkatli davranmak her zaman mümkündür. Bu nezaketin bilgiliğidir. Ve birini uyarmamız gerekiyor ise, hoşlanmadığımız bir durum olduğunu ifade etmemiz gerekiyor ise duygusal yıpranma olmadan, psikolojik şiddet olmadan bunu yapabilmeliyiz. 2.      Uzaklaşma Size karşı nezaketsizlik uygulanıyor ise ve konuşmalar bir fayda etmiyorsa o zaman uzaklaşma tekniği kullanabilirsiniz.Bu teknik terapi yerine geçebilir, eğer geçici ise... eğer biz kırgın değilsek, öfkeli değilsek, intikam almıyorsak ve manipüle etmeye çalışmıyorsak. Yani iyi niyetliyiz, ama yaşadığımız acı artık başka yolumuz kalmıyor, bizi dumuyorlar.Hatırlayın ki, herkese ve her zaman bizim canımız acıyor söylemek gerekmiyor, çünkü:o   İlerleyen zamanlarda bizi manipüle edebilmesi için kullanabilirler (ben senin hassas noktasını biliyorum ve onu bundan sonra kullanırım)o   Olumsuz duyguları bizim üzerinde boşaltması neden olabilir (benim canım acıyor seninki de acısın)o   İsteğimiz hiç anlaşılmayabilir, çünkü bizim değerlerimiz başka kişinin değerlerinden çok çok uzak olabilir ve karşımızdaki kişi şaşkınlık yaşayabilir: ben ne dedim ki?Ama eğer bir şans bile olsa bizi duyabilecek, bizi anlayacak değer verdiğimiz kişi, o zaman konuşma imkanımızı kullanıp daha sonra kişiye bunu üzerinde düşünme fırsatı tanımalıyız.Bu önemli. Çünkü anlamak için ve farklı bakış açısına sahip olabilmek için kişi buna doğru giden tüm basamakları geçmeli:-         Reddetme basamağı (ne oldu ki? Hiçbir şey olmadı ki… neden kavga çıkarttı ki?)-         Suçlu bulma basamağı (sen bunu yapmasaydın, bu böyle olmasaydı, ben sana söylemiştim, senin yüzünden…)-         Hızlıca her şeyi çözmek çabası, psikolojik konfor alanına dönebilmek için (ben çok endişe ediyorum, ben ağlıyorum, kendimi kötü hissediyorum, herkese affedelim artık, çabuk çözelim de gezmeye gidelim)-         Kendini suçlama basamağı (benim suçum, benim yüzünden, keşke söylemeseydim, yapmasaydım)-          Söyleyene karşı öfke basamağı (değişim acıtıyor, bundan dolayı sorun bende değil, sende)-         Kendini koruyabilmek için kırgın olma basamağı (kırgın olana kırılmıyorlar, siz beni acıttınız, kırgın olmak için bahane bulurum, siz daha benden özür dileyeceksiniz)-         Hüzün basamağı (her şeyi kaybettim, iyi şeyler gitti bitti, artık her şey kötüye gidecek)-         Hayal kırıklığı basamağı (hiç arkadaş olmasaydım keşke, uğraşmamam gerekiyordu)-         Umursanmaz olma basamağı (yoruldum, ne yaparsınız yapın umurumda değilim)Neden önemli çünkü kişi anlamalı onun söylediği sözler, gerçekleştiği eylemler kendileri arkasında sonuçları getirecek.Nezaketsizliği hakkında konuştuk, daha çok konuşabiliriz, daha çok şeyler yazılabilir, örnek verilebilir. Nezaket hakkında konuşulacak az şeyler var, ama konuştuğumuzda ruhumuz konuşur.Kalbimizin dilinde nezaketli olmak:o   Sen benim için önemlisin, seni seviyorumo   Evet, benim kendime ait bakış açım var, her şey kaderlerimizde ve düşüncelerimizde aynı olmayabilir, ama duygularda olur… bundan dolayı kendim kalarak çok istiyorum ki, sen de benim yanında kendin olo   Farklı olan ol, inançlı ol, ilişkileri değer veren ol, profesyonel ol, sanatsal ol, ilginç ol, benden farklı ol…Ama önemli olan sevildiğim kişi ol, yumuşacık ol, benim için değerli ol. Seni seviyorum ve bu şeklinde kabul ediyorum, saygı duyurum senin bakış açısına, senin dünyaya…Yapabildiğim kadar,Becerebildiğim kadar,Öğrenebildiğim kadar,Tüm kalbimle…  Sevgi ile olun

    Devamını Oku
  • Kıskançlıktan özgürleşme yolları

    Kıskançlıktan özgürleşme yolları

        Kıskançlık toplumun tarafından kabul edilmeyen ve yargı ile karşılanan duygu. Bundan dolayı yetişkinler bu duyguyu  hep saklamaya çalışırlar, ama çocuklar bunu beceremiyorlar. Çok sıkça çocuk parklarında ağlama ve bağırma sesleri duyabiliriz: Bende onunki gibi oyuncak istiyorummm!!!Gerçekte kıskançlık bir şeyin eksik olduğunu göstergesidir, başkasında var olanın ve onda olmayanın. Bu duygu hiç konforlu değil, özellikle onu tatmin etmek için bir imkân yoksa. Kıskançlığı gizlemek için  o kadar çok yöntem geliştirdik ki biz…Kıskançlık aslında bu başkasının başarısının karşısında oluşan yas duygusu. Herkes kıskanır! Eğer kişi diyorsa Ben kimseye kıskanmıyorum çok da dürüst değil kendisi ile. Kıskançlık insanoğlunun gelişin sürecinin içerisinde ortaya çıkan bir duygu. Ve bir zamanlar pozitif amaçla kullanılıyordu: kısıtlı kaynakların olduğu zamanlarda hayatta kalmaya sağlıyordu.Kıskançlığının çeşitleri:·       Zehirli kıskançlık: bende bu yoksa onda da bu olmasın·       Bencillik kıskaçlığı: bende bu var, ama o olmamalı·       Kara kıskançlık: onunki benim olmalı·       Beyaz kıskançlık: onda varsa bende de olmalı·       Kurtarıcı kıskançlık: bende varsa onda da olmalı·       Fedakârlık kıskaçlık: bende yoksa onda olmalı·       Kurban kıskançlık: onda yok, bende de olmasın Toplulukta hiç kimse açık açık söylemiyor Ben seni kıskandım. Genellikle farklı şeklinde kıskançlığı tespit edebilme imkânımız var. Bu duyguya kapılan insanların en sık kullandığı davranış modellerinden birkaç tanesi paylaşıyorum1.      Kaçma.Kıskandığı kişi ile aynı ortamda bulunmamaya özen gösterme2.      Küçümseme Kıskandığı kişinin başarıları küçümsemeye yönelik sözlerinde, eylemlerinde bulunma3.      Başkasını kıskandırmaElde ettiği başarısından daha aşağıda olan kişilerle temasta olma çabası. Yani başkası beni kıskansın. Ama seçtiği bu yol eksik olanı sadece kompanse ediyor.4.      İntikamÇok güzel saklanmış, kapatılmış genellikle olur intikam. Kişi bilerek kıskandığı kişi ile iletişimde kalıyor, sık görüşüyor ki başkasının yanında onunla dalga geçebilmek için, küçük düşürmek için.Kıskançlıktan özgürleşmek için ilk adım önce o olabileceğini ihtimal verebilmektir. Olabilir diyebilmektir. Çünkü kabul etmediğimiz hiçbir şeyi değiştirmemiz imkânımız yoktur.Bugün kıskançlıktan nasıl özgürleşebiliriz birkaç tane ip uçları vermek istiyorum1.      Öz değeri ile çalışınBinlerce araştırma yapıldı psikologlar tarafından, bilim adamlar tarafından öz değer hakkında. Ve şöyle bir bağlantı keşfedildi: öz değer ne kadar yüksek ise kıskançlık seviyesi o kadar azdır. Bunun nedeni çok basit aslında. Kişi onunla her şey yolunda olduğunu emin ise, onun hayatında en iyisi olduğunu emin ise başkasını kıskanmak, başkasını ne yaptığını bakmak gerek yoktur. Bundan dolayı sahip olduğumuz olanları değer vermeye öğrenmek önemlidir.  2.      Sahip olduğunuz imkanlara göre hedef belirleyinÇoğu zaman kıskançlığının ve tatminsizliğin çocukluk döneminde oluşur. Eğer anne ve baba bize ikna etti ise başarılı kişide bir çuval para var, yurt dışında tatil yapıyor ve birkaç tane üniversite bitirdi, o zaman öylesine mutlu olmak çok zordur. Mutluluk çok geniş bir kavram ve herkes için farklıdır. Şehir dışında küçük evinde de mutlu olunur, çocukla gezmeye çıktığında da. Önemli olan bunu kabul etmek ve anlamak. Kıskançlık kendiliğinden kaybolur. 3.      Başkasının hayatını yaşamak yerine kendi hayatınızı yaşayınGerçekten ilginizi çeken, sizi neşelendiren, sizi mutlu eden bir şey yapınız. Moda olanı, başkasının yaptığını olanı değil. O zaman başkasını ne yaptığını bakma zamanınız olmaz ve kendinizi başkası ile kıyaslamazsınız. 4.      Kendinize karşı acıma duygusundan vazgeçin.Yazık bana, ben şansızım, kaderim bu diyen veya düşünen kişiler genellikle hiçbir şeye ulaşamazlar. Sahip oldukları enerjileri acıma duygusuna dönüştürerek başkasının hayatlara özenerek zaman geçiriyorlar. Eminim hepimizde elde ettiğimiz yetenekler, becereler var ve onları nasıl kullanabilirim sorusuna yönelmek çok daha verimli sonuçları getir. 5.      Derinlere bakınızGerçekte güzel kaplamanın arkasında ilginç şeyler saklanıyor. Bu problemler olabilir, dinlenmeden çalışma olabilir, kişinin geçmesi gerektiğini problemler olabilir sahip olduğu şeylere kavuşabilmek için. Kendinizi sorunuz: neyden vazgeçmeye hazırsınız ve neyi daha sonraya erteleyebilirsiniz istediğinizi ulaşmak için. Belki o zaman başkasında gördüğünüz olan o kadar cazip gelmeyecektir ve duruma farklı bir şeklinde bakabilirsiniz 6.      Kıskançlık her zaman kötü bir şey değildir. Kıskançlık yıkıcı olabilir, ancak yeni bir şeyi yapmamızı de motive edebilir, zafere ulaşmamızı sağlayabilir. Çok sağlıklı bir motivasyon aracı olmasa da bazı kişiler için belirli bir süre iş görür. ThetaHealing tekniğine ilk başladım zamanlarında analitik zihninde yaşamaya çok alışıktım, kimyager ve ekonomi alt yapım ister istemez etki ediyordu o dönemde. Yapamamak, görememek, anlam verememek o dönemlerde en sık yaşadığım duygulardı. Ama benim ilerlememi sağlayan bir düşünce vardı: Biri yapabildiyse ben de yaparım. Çok sağlıklı değil. Ama belirli bir seviyeye ulaşana kadar çok faydalı oldu.Sadece siz karar verebilirsiniz kıskançlık enerjisi nasıl kullanırsınız. 7.      Biri sizi de kıskanıyorEğer tamamen dürüst olursak sizi da kıskanan insanı görebiliriz. Küçük bir su serpme olsa, ama sahip olduğunuz şeyleri, hayatı, pozisyonunuzu yeniden değerlendirebilme fırsatı sunar. Belki de aslında bir zamanlar hayal ettiğiniz şeyler şimdi zaten hayatınızda sadece rutine dönüştü için artık göremiyorsunuzdur 8.      Farklı eylemleri gerçekleştirinHiçbir zaman unutmayın, aynı şeyleri yaparak farklı bir şeyi beklemek umutsuzdur. Belki yürüdüğünüz yolunun yönü biraz değiştirmek gerekiyor ve çok istediğiniz şey zaten kendinden gelir. Değiştirmeye, değişmeye korkmayın.  Hayat değişimlerden oluşuyor. 9.      Çevrenizi değerlendirinNe kadar desek de çevremden etkilenmiyorum, bu tam olarak doğru değil. İnsanlar sahip oldukları yaşam bakış açılarla, düşüncelerle bizi etkiliyorlar. Fark etmeden bile şikayetler ve kıskançlığının bataklığının içinde sıkışıp kalabilirsiniz 10.  Düşüncelerinizi ve sözlerinizi kontrol altına alınKullanıldığınız kelimeler arasında: Ben yapamam, Ben kaybettim, Bu çok zor, Çok çabalıyorum kaldırın tamamen. Birisinde hoşunuza giden bir şey gördüğünüzde Şok oldum demek yerine Hayranlık duyurum demesi o kişiyi mutlu eder. Çünkü gönderdiğimiz enerji bize geri dönme alışkanlığa sahiptir. Size ne geri dönmesi istersiniz?   Sevgi ile olun

    Devamını Oku
Tüm Yazılar
Pazartesi Başlarım...

Pazartesi Başlarım...

Pazartesi başlarım…Ertelenmiş hayat nedir ve bu durumdan nasıl çıkabilirim Ertelenmiş hayat psikolojik bir tanı değildir, bu düşünme şeklidir. Ve bu düşünce şekliyle kişi kendini önceden hayata hazırlamak istiyor. Ancak bu hayat bir türlü gelmiyor.  İnsan planları yapıyor ama bu planları gerçekleştirmiyor ve bu kişi kendini yetersiz hissetmeye başlıyor.Bu insanların motto Pazartesi/ayın birinde/yeni yılda başlarım oluyor. Ama Pazartesi gelince yeni hayat bir sonraki haftaya erteleniyor ve bu şeklinde birçok defa gerçekleşiyor.  Kişi kendini sanki çıkmaz sokakta sıkışmış şeklinde hissediyor.Çoğu zaman ertelenmiş hayat durumu 20-40 yaşların arasında insanlarda görebiliriz. Yaklaşık 40 yaşında orta yaş kriz başlıyor ve insanlar daha derinlere bakmaya başlıyorlar, hayatında oluşan problemlerin en derinlere inmeye çalışıyorlar. Genç yaşlarda zaman kavramına çok dikkat etmiyoruz, çünkü önümüzde koskoca hayat daha var düşünürüz. Ertelenmiş hayat depresyonla karıştırılmamalı. Depresyonda olan insanın bir şey yapma isteği hiç olmaz, ufak gündelik işler bile zorlukla çözüyorlar.  Ertelenmiş hayat sendromu nasıl oluşur 1.       Özgüven eksikliğiKendini değerli olarak algılanmaması hayal ettiği hayatını hakketmediğini bilinçsiz olarak görebilir. Çünkü bu hayat için şimdi yeterince iyi değilim bilinçaltı inancına sahip olabilir. 2.       Tünel düşünce şekliBu düşünce şekliye sahip olan insanın tüm bilinç bir tane olan üstü fikir üzerinde toplanmış. Örneğin, yeme bozuklu sahip olan insanların bu olan üstü fikir kilo verme fikri oluyor. Bu noktaya kadar, kilo verene kadar, tüm hayat değeri kaybediyor, çünkü geri kalan işler bu beklenen sonuca ulaşma yoluna mantıklı olarak dahil olmuyorlar ve gereksiz olarak hayatından çıkartılıyor. 3.       Gelecek korkusuGelecek korkusuna sahip olan insanların ileri adım atmak çok korkutucu ve çok zor, risk almak zor. Bu korku cesurca yapılan planlarının daha sonraya dönüşebilir. 4.       Mükemmeliyetçi olmakHer şeyi mükemmel yapma isteğinin gölge tarafı ertelemek ve kararsızlık. Gerçekten, neden bir şey yapayım ki eğer mükemmel yapmak imkansızdır?  5.       Çocukluktan gelen inanç kalıplarıAnne ve baba tarafından çocukluk döneminde öğretilen inanç kalıpları pozitif olarak ta negatif olarak ta hayatımızı etki altına alabilir. Bazıları da motivasyonumuzu etkiliyor. Örneğin, çok genç yaşlarda başarıya ulaşmak imkânsız inancı yerleştirdi ise kişi hep büyük başarı getirecek planları daha sonra, yeterince büyünce yapmak için.  6.       Hayaller ve hedefler, planlar arasında farkını bilmemekHayal bu zihnimizin projeksiyonu ve maddesel bir şey değildir. Hedef gayet maddesel bir durum. Hedef belirlediğimiz zaman kişi ona nasıl ulaşacağını görebiliyor: önceden hesap yapıyor hangi kaynakları bu hedef için kullanacak, ne kadar emek verilmesi gerekecek ve bu hedefe ulaşmak için plan yapıyor. Ertelenmiş hayat sendromu ile yaşayan kişi bu farkı bilmedi için isteklerin yönünde ilerlemek zor onun için 7.       Kontrol merkezi kaymasıKontrol merkezi kayması toparlanması biraz daha komplike bir durum. Bu kayma ile yaşayan kişi başarı veya başarısızlıkların hayatında olması içsel faktörlere veya diş faktörlere bağlayarak yaşıyor. Gökten düşmesi beklemek veya tam tersi her attığı adımı takıntılı boyutunda hesaplamak kontrol merkezinin kayması belirtiler. Eğer dış faktörlere bakarak kişi isteğine ulaşmak imkansız olduğunu bir şeklinde karar verirse, tamamen vaz geçebilir. 8.       Başkasına ait hayallerBazen kişinin hayatında başkasının hayal ettiği her şey var ancak tatmin duygusu yaşayamıyor bu başarıya bakarak. Büyük ihtimalle bu zamana kadar hep başkasının hayalleri gerçekleştirdi, annenin, babanın… Ertelenmiş hayattan nasıl çıkılır 1.       İlk önce böyle bir durumun var olduğunu kabul etmesiBurada bağımlıklarla gibi ilk adım sorun olduğunu kabul etmek ve bu atacağınız ilk ve en önemli adımlardan bir tanesi. Bu duruma getiren hangi faktörler etkili olduğunu bulmak çok kolaylaştıracaktır. 2.       Hayaller hayal-hedefe dönüştürmekHiç kimse hayal etmeye bırakın size diyemez, sadece bir fikir oluştuğunu ve imkansız gibi göründüğünü onu hedefe dönüştürmek, uzun vadeli olsa da, gerçekleştirme olasılığı çok arttırıyor. 3.       Hedefleri doğru şeklinde oluşturmakHedef – ulaşmak istediğiniz bir şey. Bundan dolayı hedefiniz pozitif şeklinde oluşturmalı. Örneğin, doğum günümde iki katlı pasta istiyorum. Tek katlı pasta olmasın demesi yerinde 4.       Son zamanlarında ertelenen tüm hedefler yazılmasıOnları ulaşabilirlik seviyesine göre yazınız. En kolay, en basit olanından başlayınız. Bu şeklinde sonucu daha hızlı şeklinde görme şansınız olacak. Yada en çok gerçekleştirmek istediğiniz olanından başlayınız, böylece ekstra motivasyon enerjiniz olacaktır.  5.       Plan oluşturunuz.Hedefinize ulaşmak için yapmanız gereken adımları yazınız. Bu noktada zaman belirlemek önemlidir. Ama belirlediğiniz zamana sığmadınız çok korkutucu olmamalı, burada bu adımları kendi geleceğinize dahil etmiş olmanız önemlidir.  6.       Küçük olanlarla başlamakİlk baştan global olan üstü durumu çözmeye kalkışmayın. Örneğin koşmaya karar verdiyseniz ilk baştan 10 kilometre koşma hedef yazmayın, başlangıç olarak 1 kilometre yeterli olacak. Her gün biraz arttırarak istediğiniz 10 kilometreye zaten ulaşırsınız. Bu yöntem size kendine inancını yükseltir. Eylem asıl hedefe ulaşmak için gereken anahtardır.  Biz bu dünyaya her şey fiziksel boyutunda deneyimlemeye, öğrenmeye geldik. Hareket ederek, eyleme geçerek… küçük eylem olsa bile eylem olarak kalır. Bugün sizinle paylaştığım yazı gibi, küçük de olsa, ama eylem. Sevgi ile olun

27.12.2023
Değersizleştirme Ne İçin Var?

Değersizleştirme Ne İçin Var?

Bu anı neredeyse 7 aydır bekliyordu. Ufak tefek, önemsiz şeylere para harcamamaya özen gösteriyordu. Dışarıda kahve içmek yerine, yemek yeme yerine evden işe yemek götürüyordu. Ama bunlar hiçbiri önemli değildir. Çünkü bugün nihayet beklediği gün geldi. Para dolu zarfını aldı ve onu hayali ile değiştirmeye gitti. Bembeyaz Prada paltosu. İpek içiyle bedenini o kadar güzel hissettiriyordu ki, bembeyaz yakası ile kaşmir dokusu ile yüzünü dokunuyordu.  Kendine aynadan bakınca kendi gözlerine inanamıyordu. Gerçekten bu güzel kadın ben mıyım? Tüm gün dolabın yanında veya dolabın içinde işleri oluyordu. Açıp gülümsüyor, dokunuyor ve son baharın gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Akşam arkadaşlar çaya uğradılar. Neşeli, keyifli sohbet devam ediyordu ta evinin sahibi salona süzülerek girene kadar. Gülümsemeler silindi, sesler kesildi. Yaptığı alışveriş ile onu tebrik ettiler, çok yakıştığını söylediler, ancak beyaz renk onun yüzüne pek uymadı yorumladılar. Daha sonra uzun uzun tartıştılar hangi markalar daha iyi olduğunu, hangisi daha havalı ve kaliteli olduğunu. Bilinçli insanlar artık pahalı markalara para vermemeye özen gösterdiğini söylediler, daha pratik şeylere giyiniyorlar. Bilinçli tüketici kavramı da tabi devreye girdi. Akşamın geç saatlerinde kadın mutfakta tek başına kaldığında bulaşıkları yıkarken, nedense göz yaşlarını tutamıyordu ve acaba yarın bu paltoyu geri mı versem diye düşünüyordu. Tanıdık geldi mı? Şahsim olarak bunu çok deneyimledim. Hatırlıyorum kibir kaç yıl önce çok kısa sürede bedenim tam istediğim şeklini almıştı. Kendimi gerçekten çok beğeniyordum, kendimle gurur duyurdum. Daha uzun kazak giyim, daha koyu kıyafet giyim artık düşüncelerim kalmamıştı, beğendiğimi, yakıştığımı giymekten özgürdüm. Tek yaptığım şey da aslında beslenmeyi kilo vermek amaçlı değil, sağlıklı olma niyeti ile değiştirdim.  Sizce hangi yorumları almıştım? Bu kadar zayıf olmak senin yaşında kadını yakışır mı ki? Yakında çocuk reyonunda giyineceksin… biraz yemek ye kendini gelirsin… beslen hasta gibi görünüyorsun… ayıptır evli kadının bu beden kıyafet giymesiTabi o anlarda tek isteğim ortamından uzaklaşmaktı, kendinden utanma ve anlam verememek olanlara. Ve kırgınlık dolu içim…Değersizleştirme … hadi şimdi bunun ne olduğunu anlamaya çalışalım, nasıl bir duygu ve neden bu duyguya ihtiyaç duyuluyor. Çünkü eminim bu duygunun yakıcı etkisi kendinin üzerinde deneyimlemeyen insan yoktur. Başka bir yanı bu durumunu nasıl karşılaşmalıyız. Durum aslında çok basit. Değersizleştirme psikolojimizin savunma mekanizmasıdır, bir şeyinin önemini azaltan ve küçülten. Örneğin, aynı ortamda bulunan insanlar hemen hemen aynı gelir seviyesi, dünyaya bakış açıları benzer. Herkes kendini eşit hisseder. O zaman hayata karşı şikayetleri dile getirisin, yönetimi eleştirebilirsin, fiyatlarına kızabilirsin… Ve bir anda bu ortamdan bir kişi öne geçiyor, farklı bir şey yapmaya başlıyor. Ve en korkunç olan bu yaptığı şeyde başarılı oluyor. Bunu nasıl kabul edebilirsin ki, nasıl üstesinden gelebilirsin ki? Demek oluyor ki o başarabiliyorsa biz o zaman kimiz, ne oluyoruz: başarısız mıyız, tembel miyız? Böyle bir şey olamaz…Çocuğunun fotoğrafı dergide mı yayınladılar? Şimdi parayla eşeği bile yayınlarlar. Senin yazını dergide yayınladılar mı? Dergileri şimdi kim okuyor ki? Seni bu kadar kilolu kocan nasıl beğeniyor ki? Tabi annen ve baban zengin… Kitabı basına mı vermeye çalışıyorsun? Merak etme yayınlarlar, abuk sabuk şeyleri de basıyorlar yeter ki ödeme yap.Erkek araba mı aldı, acaba hangi yan işler çeviriyor. Kadın araba mı aldı… burada yorumu yazmayım bile. Bence bu liste sabaha kadar devam edebilirim. Başka değişle insanlar acı çekiyor siz iyi olduğunuzda, bir yerde iyi olduğunda. Ve bu acısı azaltmak için, bastırmak için kendi gözünde iyi olanın değerini azaltmaya uğraşıyorlar. Farklı versiyonları tabi mevcut. Bazen insanın kendi egosunu beslenmesi gerekiyor, zeki olduğunu göstermesi gerekiyor ve o zaman sizin çizdiğiniz resim, yazdığınız yazı, elde ettiğiniz başarı, çok çalıştığınız projeniz bunun aracılığı oluyor. Hatırlıyorum , ilk aklımdan geçenleri paylaşmaya başladığım zamanları. Bir ilham geliyor ve heyecanla yazmaya başlıyorsun, tüm ruhumu o yazının içine dahil ediyorsun, tüm kalbini yerleştiriyorsun o yazıya. Nasıl heyecanlıydım, nasıl bir isteğim vardı insanlar yararlansın, farkındalık yaşasın, belki dokunuşum olur, belki birine ilham olur. Kontrol ediyorsun, kelimeleri seçmeye uğraşıyorsun… o anda gelecek her destek kelimesi çok önemliydi benim için. Çünkü yeni alanında kendini deneyimliyorsun. Hizmet etmeye özen gösteriyorsun.  Bakıyorsun ve yorum şu: bu kelime yanlış yazmışsın, gramerde sıkıntı var, cümle düşüklüğü var. Bakıyorsun ve anlam veremiyorsun ilk baştan. Arkadaş ben dört dilde konuşan, yazan kendini ifade edebilen biriyim. Türkçenin  ana dilim olmadığını ismimden anlamalıydın. Bakıyorsun ve düşünüyorsun, acaba bu yazının hiç mı güzel söz, yorumu hakketmiyor ? Güzel yorumu geçtim içerikle ilgili yorum yapsan sevineceğim, gerçekten. Sen ne görüyorsun? Yazı hatası. Diyeceksiniz ki, kendinle çalış. Çalıştım ki bugün bunu dile getiriyorum. Bugün bunu burada yazabiliyorum. Duygu yüklü olmadan, sadece farkındalık yaratmak amaçlı. Kelimelerimizi hakimiyetimizin ne kadar önemli olduğunu belki anlatmak amaçlı. Bu durumlarda kendini bulanlara sadece şunu söylemek istiyorum. Anlamanız gereken şu: sizin yarattınız, elde ettiğiniz, başardığınız şeyler kötü değildir!  Başarısız da değil. Sadece biri, bunun üzerinde kendi değerini yükseltmeye çalışıyor, küçümseyerek.Farklı şekilde de olabiliyor. Hatırlıyorum çalışmaya yeni başlamıştım. Şirket çok büyük değildi, 15 kişi civarı çalışanlar vardı. Öğle molasında kendi getirdiklerimizle besleniyorduk. Tabi gençsin, senin etrafında baya yaşça büyük insanlar var. Herkesin çalışma deneyimi  var. Doğum günümde annem ve anneannem herkes için yemek hazırladılar. Sağ olsunlar, sabah köründe kalkıp sıcacık olsun diye, tazecik olsun diye köfte, salata ve patates püresi ve pasta yapıp iş yerime kadar getirdiler. Onlar da belimle birlikte heyecanlılardı. Çalışma hayatım yeni başlamış çünkü.  Sizce masada ne konuşuldu çoğunluk kadın çalışan olduğunu hesaba katarsak? Ben patates püresinin içine kesinlikle süt katmam, katacaksak süt kreması ve tereyağı koyarım o zaman güzel olur… köfteleri pişirirken şu yağı kullanmak köftenin kuruluğunu  önlüyor…. Ben pasta yaptığımda herkes çok beğenir, dünyanın en güzel pastalarını yaptığımı söylüyorlar… Şimdi oraya bakınca gülümsüyorum, ancak inanın 17 yaşında birinin bunu duymak çok canını acıtmıştı. Neden yaptım ki, hiç yapmasaydım daha iyi olurdu. İyi bir şey yapmaya çalışmıştık, ama göz yaşları çıkması kadar hayal kırıklığı yaşamıştım. Şimdi anlıyorum ki, insanların amacında  aslında seni değersizleştirmek yok .  Kendiliğinden oluyor, bazen etik eksikliğinden, bazen zekâ eksikliğinden. Üzülmene gerek yok bu durumlarında.Ancak! Eğer görüyorsun birisi seni bilinçli olarak görmemezlikten geliyorsa, bir şeyi paylaştığında sessiz kalıyorsa ya da sohbetin konusu başka bir yere çekmeye çalışıyorsa… eğer biri örtülü olarak seni incitmeye çalışıyorsa: elbise çok güzel, kilo aldığını görünmüyor bile… ay çocuğun çok güzel, sadece bir göz yamuk baktığını çok üzüldüm… eşinle mı kavga ettin? Barışırsınız, ama uzatma onun etrafında senden çok daha genç kadınlar var…Eğer biri net şeklinde sizi kişi olarak değersizleştirmeye çalışıyorsa: Bu kadar mı para kazandın?... Çorba çok güzel, ama mutfakta yeri neden silmedin?... Yemek tuzlu, kuru, az… Gün içinde sadece 3 sayfa mı yazı yazdın?.. Neden bu kadar üzülüyorsun? Etrafa bak insanlar neler yaşıyorlar…Bu sinyal. Burada dur demek gerekiyor. Bu insan sizin yaşam enerjinizi tüketiyor, kocaman lokmalarla. Bu insanları değiştirmeye çalışmayın, onlara bir şey ispat etmeye uğraşmayın, kırılmayın ve sizin hakkınızda düşüncelerinin  değişeceğini beklemeyin. Bu insanlardan sadece uzaklaşmak gerekiyor, arkadaşlar veya akrabalar olsalar bile. Ya da etkileşimde olduğunuzda konuları basit seviyede tutun: süt fiyatları, hava durumları veya Tarkan in yeni şarkısı ile ilgili. Kalbinizi açmayın, kendinizi beğendirmeye çalışmayın bu sadece boşuna olan bir şey değil, bu sizin için tehlikelidir. Yazımın başına dönelim. Değersizleştirme – sizin başarınızın verdiği acılardan kaçabilme aracıdır. Kim acı çeker başarı görünce? Ya düşman ya kendi hayatı ile memnun olmayan. Çünkü başarılı, kendinden emin, kendine değer veren, kendine saygı duyan insanı, başkasının başarısı hiçbir zaman üzmez. Başarılı insan sizin geçtiği yolu çok tan geçmiş, sizin ayaklarınız altında hangi taşlar olduğunu kendisi çok net bilir. O sizin için mutlu olur, sizi destekler, sizin yolunuzu açmaya çalışır, en kötü ihtimalle es geçer. Ama hiçbir zaman sizi acıtmaya çalışmaz. Bunu biraz düşünelim. Ve başkasını hiçbir zaman değersizleştirmeyelim…

02.11.2023
Kritiğe Karşı Neden Hassasız?

Kritiğe Karşı Neden Hassasız?

Kritiğe karşı neden bu kadar hassasız ve kritiğe karşı nasıl tepki vermeliyizİçerik1.           Neden kritiği acı hissederek dinliyoruz2.           Kritiği reddetmeye sebep olan kişisel faktörler3.           Sağlıklı bir şekilde kritiği kabul etmemizi engelleyen kişisel deneyimler4.           İçimizdeki kritiği yaratan kişiliğimizle nasıl anlaşmaya varabilirizİnsan kendi hakkındaki kritiği duyunca, otomatik olarak başkalarının değerlendirmesine karşı savunma mekanizmasını aktive ediyor, ne kadar mantıklı olsa bile bu yorumlar. Bazı insanlar neden bu kadar hassas oluyorlar başkasının yorumlarına karşı?Neden kritiği acı hissederek dinliyoruzÇocukluğundan beri her bir insanın içinde gelişmeyi yönlendiren itici bir mekanizma vardır. Çeşitli başarılara, yetenek gelişimlerine iten, daha güçlü yapan, daha kreatif yapan,daha zeki yapan mekanizmalar.Ancak çevremizdeki insanlar kişinin çabalarının içerisindeki eksikleri bularak, kişinin mükemmel olmasından alı koyuyorlar. Aslında dostça tavsiyesi vermeye, mantıklı değerlendirme yapmaya çalışan çevremizdeki insanlar içimizdeki potansiyeli tamamen çıkartmamız için bizi zorluyor, ancak büyük ihtimalle kişi karşısındakinin bu niyetini görmeyecektir. İnsanın kendi hakkında yorumları sevmemesi hassas ve yaralı egosundan kaynaklanıyor. İnsan kendi beklentilerini karşılayınca mutlu oluyor. Başkasının değerlendirmesi veya kritiği kendi benliğinin pozitif yönde algılanmasına engel oluyor. Sosyalleşme sürecinde her birimiz pozitif kalmayı öğrenmeye çalışıyoruz, başkasının yorumunun karşısında acı ve üzüntü hissetmemek için. İçgüdüsel olarak insan kendini başkasının onun üzerinde yaratabileceği baskıdan korumaya çalışıyor. İçgüdüsel tepkiler, kendimiz hakkında pozitif yorumu koruyabilmeyi amaçlayan, aynı zamanda kendi eksiklerimiz ve başarısızlıklarımız üzerinde odaklanmamızı sağlıyor.Kritiği reddetmeye sebep olan kişisel faktörlerSıkça hayatını zorlaştıran kişisel özellikleri üzerinde kritiğe karşı aşırı hassasiyet oluşuyor. Psikolojik olarak dengeyi koruyabilme beceresi hassas noktaların çokluğuna veya azlığına bağlıdır. Bu hassas noktaların oluşmasına sebep olan bazı özelliklerimiz;•            İçsel katı süper egoDikkatli duygu dengelenmesi yerine, kendini yargılama ve sorgulama mekanizmasını kullanarak en ufak yorumu dahi kendimizi yargılama ve sorgulama fırsatı olarak kullanıyoruz•            Savunmasız olmakİçsel dünyanın her zaman savunmasız olduğu hissi, onun hakkında söylenen her kelimeyi (kritiğinin olmaması durumunda bile) bilinçli saldırı olarak algılar. Onu kırmaya, üzmeye ve  ezmeye çalıştıkları olarak algılanır.•            Düşük öz güvenDüşük özgüven, kritiği öz değer ve öz saygı seviyesini, insanın kaldıramayacağı bir seviyeye indiriyor. Bazen geri bildirim felaket olarak algılanıyor ve öz saygı, öz değer seviyesi eski duruma yükselemiyor.•            Kendini dünyanın en önemli insanı olarak algılamak.Bu durum çocukluk döneminden devam eden süreç. Kendi benliğini tam olarak keşfedilmediğinden dolayı kendi hakkında görüşleri başkasının yorumlara göre belirleyen kişilerde görünür. Birinin onun davranışları, eylemleri, sözleri hakkında yaptığı olumsuz yorumları, kişide  yetersiz olma, başarısız olma ve utanma duygusu uyandırıyor.•            Mükemmel olma isteği. Hiç bitmeyen, sonlanmayan mükemmel olma kalıbına doğru koşuşturma. Nasıl olmam gerektiğini bir zamanlar belirlenen hedef, kritik ve eleştiri gelince, mükemmel olma yolunda engel ve tehdit olarak algılanıyor. •            Takıntılı olmak.Başka insanların sözlerin içerisinde art niyet aramaya alışmış kişiler, yapılan her yorumda tehlike ve bilinçli saldırı arıyor. Genellikle bu kişiler kendini güvende hiçbir zaman hissetmiyorlar ve onlarda en sık rastlanan fiziksel belirtiler kaslarda sıkıntı, gerilme, tutulma.Sağlıklı bir şekilde kritiği kabul etmemizi engelleyen kişisel deneyimlerÇoğu zaman kritiği sağlıklı şeklinde algılanması sebep olan psikolojik travma oluyor. Yaşam enerjisini tüketen ve zihninin yapısında değişiklik yaratan bu travma kişiyle tüm hayat boyunca kalıyor. Travma sonrası sürecinde kişinin egosun çok hassas boyutuna getiriyor ve egonun sağlıklı gelişimine engel oluyor.Kendi benliğinin hassas olmasını dışardan gelen sinyalleri mantıklı şeklinde algılanması engel oluyor ve bu sinyalleri yeni travmatik deney olarak kaydedebiliyor.Büyüme sürecin içerisinde etrafında olan insanların baskısı dayanma limitini aşan insanlar kritiği mantıklı şeklinde algılanması imkansızdır. Bilinçsizce kendinden vaz geçen, kendi ihtiyaçları ve istekleri görmemezlikten gelen, kendi duyguları baskılayan kişilerin asıl endişesi onların planları ve niyetleri çevrendeki insanların rahatsız olması ve onları mutsuz etmesi. Bu durumda dışardan gelen yorumlar korkunç bir şey olarak algılanıyor. Böyle bir tepkinin sebebi kişinin kendi karşı sevgi eksikliği ve başkasının mutluluğu, konforun üzerinde odaklanması kendi konforundan vazgeçmesi gerekiyorsa bile. Hayata negatif ve karamsar şeklinde bakan insanlar da sağlıklı şeklinde kritiği algılanması imkânsız. Çünkü olumsuz yorumlar elindeki her şey düzelecek umudunu almış oluyor. Sinirsel yıpranma enerji eksikliği ile birlikte oluyor, bundan dolayı herhangi yönlendirme pozitif şeklinde kullanılamıyor. Hassas şeklinde kritiği algılayan kişiler 1 veya 2 faktörün etkisin altında bulunuyor. Bu durum endişe uyandıracak durum değildir, çünkü bunu olması gereken boyutuna kendileri bile getirebilirler. Eğer kişi kendini kritikten korumak için birçok savunma mekanizması devreye sokuyorsa bazen profesyonelden destek alınması gerekebilir.  İçimizdeki kritiği yaratan kişiliği ile nasıl anlaşmaya varırızYeterince iyi değilsin, başaramazsın, yeterince deneyin yok, bilgin yok, yeterince kadar bu alanda çalışmadığın söyleyen bir alt kişiliğimiz var. Bu alt kişiliğimizin konuşmaları bazı durumlarda pozitif rol alabilir, eğer söyledikleri gerçekleri yansıtıyorsa. Yani bu alt kişiliğimiz hangi yönde ilerlememiz gerektiğini, hangi becerenlerimizi ve yeteneklerimizi geliştirmemiz gerektiğini söyleyen alt kişiliğimiz. Anacak bu alt kişilik bazen fazla aktif oluyor ve insan hareket edemeyecek boyutuna geliyor, içten gelen yorumlarla kendini bağlanmış ve kısıtlanmış hissediyor.İç yargıcımız erken çocukluk döneminde oluşuyor. Bazı anne ve babalar eğitilmenin temelinde kritiğinin olması gerektiğini inanıyorlar, çünkü başka şeklinde çocuk kendini beğenmiş ve bencil olacağın inanıyorlar. Ebeveynler pozitif yorum ve geri bildirim vermeye bilmiyorlar ve çocuğun başarıları göremiyorlar, iyi notları normal olarak algılıyorlar, evdeki desteği zaten bu şeklinde olması gerektiğini düşünüyorlar. Okuldan gelen notlar en yüksek notlar olması bekleniyor, en ufak düşüşle yetersiz ve başarısız olduğunu söyleniyor. Ayrıca neden bu not alındığı kimse sormuyor, çocuğun kişilikle ilgili yorum yapılıyor. Sınıftaki çocuklarla kıyas yapılabiliyor, komşunun çocuğu örnek olarak gösteriliyor.Zaman içerisinde çocuk annenin ve babanın kritiği kendi benliğin temeline yerleştiriyor ve anne baba yanında olmasa da onların sesleri duymaya devam ediyor. Doğal olarak bu kişi kendi başarı için kendini taktir etmeye ve kendinle gurur duymaya bilmiyor.İçsel çocuk şifalandırma süreci zaman alabilir, çünkü anne ve babanın bize aktardığı kalıplar, inançlar bizim temelimizde yatıyor. Bu sürecini hızlandırmak için birçok yöntem vardır. Psikologla çalışma, ThetaHealing tekniği, meditasyonlar… Kendiniz için en uygun olanını seçin, etkisini gösterecek olanını seçin ve eyleme geçin. Çok etkili ve muazzam sonuç yaratan pratiği yaparak içsel çocuğunuza destek olabilirsiniz. Yaptığınız, başardığınız, elde ettiğiniz her şey için kendinizi taktir edin. Artık büyüdünüz ve artık anneden ve babadan taktir beklemek yerinde bunu kendiniz için yapabilirsiniz. Ufak başarılarınızı fark edin. Bugün yapmak istediklerinizi daha hızlı yaptınız – kendinizi taktir edin. Önemli sözleşme imzaladınız – kendinizi taktir edin. Bugün tüm gün mutlu hissettiğiniz – kendinizi taktir edin.Başkasının görmesini beklemeye bırakın. Önemli olan sizin görmeniz.Sevgi ile olun

01.09.2023
Değişim Yapma İsteğimize Engel 10 Neden

Değişim Yapma İsteğimize Engel 10 Neden

Eğer sadece bilgi cevap olabilseydi, herkes milyoner olurdu -Derek SiverHepimizin, ben dahil, hayatımızda yapmak istediğimiz değişiklikler var. Ancak yapmak çok zor. O kadar zor ki bununla ilgili dünyada kocaman bir endüstri var: kitaplar, çalışmalar, gruplar, eğitimler… ve buna rağmen biz hâlâ zorlanıyoruz.Bu yazımda sizinle en yaygın nedenleri paylaşmış olacağım, değişim yapmak istediğimiz halde neden yapamadığımızı.  Benim inanç sistemimde durumunu anlamak netlik ve eylem getirdiğini inancı vardır.Çünkü değişimleri yapmaya uğraştığımızda, mücadele ettiğimizde ve yapamadığımızda daha çok karmaşa ve zorluğu hayatımıza getirdiğini çok net biliyorum, ne kadar çaresiz duruma insanı sokabiliyor.Tabi ki sadece “anlama” seviyesinde bırakmamamız gerekiyor. Ama adım atabilmek, eyleme geçebilmek için önemli. O zaman başlayalım.1.     Konforlu alan olmazsa olmaz.Değişiklik yapmak her zaman konforsuz olur. Değişim bazen tehlikeli görünebilir, sonuçlar belli değildir ve aynı zamanda uzak kalmaya çalıştığımız bazı deneyimler de getirebilir: yargılama, dışlanma, başarısızlık… Kendimin hayatımda değişime kapı açmam için Srinivas Rao nun sözü bana çok iyi gelmişti: Değişiklik sen onu ne kadar istediğini ilgili değildir, değişiklik yaratırken onu yapabilmek için ne kadar rahatsız olduğunla ilgilidir. 2.     Değişiklikler enerjisi harcatır Sıkıntılı durumda olsak da ama bildiğimiz, her zaman yaptığımız şeyleri yapmaya devam etmek bizim zihnimiz için en güvenli alandır. Alışkanlıklarımızda değişiklik yapabilmek gerçekten çok bilinçli şeklinde yaklaşmak gerekebiliyor, çok enerji harcamak gerekiyor. Eğer bu enerjiyi bu alanda harcamaya hazır değilsen o zaman değişiklik oluşturmak imkânsız hale geliyor.İlk önce değişiklik yapmak için gücünüzü harcamanız gerekeceğini kabul edin ve kendinize yardım edin. Yaratmak istediğiniz değişim sizin için ne kadar önemli olduğunu değerlendirin ve ona göre harekete geçin 3.     Bilinmezlik korkusu ile karşı karşıya geldiniz Bu değişikliği yaptığınızda hayatınız nasıl olacak? Çoğu zaman bizim odak noktamız olumsuz yanlarda oluyor: Eğer başaramazsam ne olacak o zaman? Ya çalışmazsa?Bunun dışında bir de bilinmezlik korkusu bize engel olabiliyor. Ve bu korku tam ters bir yandan işliyor: Eğer başarırsam o zaman ne olacak? Ya hayatımın tüm alanlarımı etkilerse? Ya yaptığım değişiklikler beğenmezsem ve onlardan keyif almazsam?  Ya değişiklik yaparım, sonra elde ettiğim her şeyi kaybederim ve başladığım noktaya geri dönerim? Ya benim partnerim/çocuklarım/ annem/ babam/arkadaşlarım değişikliği beğenmezlerse?Hatırlamamız gereken bir şey var. Her ne kadar başarılı olsak ta, istediğimizi hayatımıza dahil etsek te, bilinçaltımızda bulunan algoritmalar kendileri hatırlatır eğer onları yeni algoritmalarla değiştirmezsek: eskileri özlem duyabiliriz, başka bir yolu var mıydı, başka olasılıkları kullansaydım daha başarılı olur muydum?Bu sesler, sorular olacak. Sadece farkına varın. 4.     Aynı anda birçok şeyleri değiştirmeye çalışıyorsunuz Aslında istediğini yapabilirsin, ama aynı anda hepsini değil.  Eğer hayatımızın birçok alanında aynı anda değişim yaratmaya kalkışırsak içsel baskı hissedebiliriz. Ve bu baskıdan kaçmak için zihin mutlaka bir yolunu bulur.Bir tane değişiklik oluşturmak, küçük olanı bile, enerjimizi, dikkatimizi, gücümüzü isteyebilir. Tabı ki neler değişebilir hayatımda farkındalığa sahip olmak harika bir şey. Ancak zamanınız olduğunu hatırlayın. Yavaş, istikrarlı süreç,hızlı ve anlık değişimlerden daha etkilidir. Uzun koşuya kendinizi hazırlayın. 5.     Desteği ve taktiri yanlış insanlardan bekliyorsun Desteğe sahip olduğumuzda değişiklikler yapmak çok daha kolay oluyor. Planladığımız değişim ne kadar büyük ise o kadar fazla desteğe ihtiyaç duyarız.  Ve bizim için önemli bir şeyde değişiklik yaptığımızda, sağlık, kariyer, yaşam şekli, maddi gelir, emin olmak istiyoruz bu desteği alabileceğimize.Doğal olarak desteği ilk aradığımız alan ailemiz ve arkadaşlarımız oluyor. Ama bu destek kaynağı her zaman en iyi destek olmayabilir, özellikle değişiklik yapmak istediğiniz alan onların da sahip olduğu alışkanlıkları etkiliyor ise ve onlar senin yolculuğa katılmak istemiyorlarsa.Tabi ki kendi planları onlarla paylaşma demiyorum, sadece bilin ki onların duygular sizinle aynı olmayabilir. Onlar kendine göre farklı korkulara sahip olabilirler.Destek bizim tanıdığımız bildiğimiz kişilerden gelmeyebilir. Bize örnek olabileceği kişi tanıdık olası gerekmiyor. Belki daha önce kendi hayatında bu yolculuğu tamamlayan ve insanlarla paylaşan biri de olabilir.Doğru destek bulmak, sizinle farklı bakış açısı sahip insanları hayatımızdan çıkartmak anlamına gelmiyor. Farklı bakış açıları dinlemek bazen çok faydalı olabilir, çünkü bizim göremediğimiz farkında olmadığımız alanları aydınlatabilir ve daha derin ve verimli atabileceğimiz adımları oluşturabilir. Ancak emin olmamız gerekiyor desteğimizi aradığımız kişiler yapmak istediğimizi şeyi bırakmamızı bizi zorlamadığını.  6.     Değişikliklerin çok kolay ve bir anda olacağını bekliyorsunuz. Bazı değişiklikleri yapabilmek gerçekten çok kolay, ama çoğu hiç de değil. Ve değiştirmek istediğimiz olan hangi kategoriye girer ön görmek bazen zor olabiliyor. Teoride çok basit olarak görünen gerçekte düşündüğümüzden daha farklı olabilir. Ama bu normal bir şeydir. En iyisini umut en ve sağlam planı yap. Eğer zor olacağını düşüncesi ile başlarsak zor olur gerçeği de unutmamak gerekiyor.Aslında değişime adım atarken Ben yapabilirim inancı ile atmak en iyisi, hızlı veya yavaş, kolay veya zor olacağını beklentileri girmeden.Değişimlere adım atarken planlamanız gereken çoğu zaman unutulan bir nokta var: eğer planımdan uzaklaşırsam, istikrarımı, motivasyonu kaybedersem, kendimi yorgun hissedersem ne yapacağım? Eğer eski davranışlarıma dönüş yaparsam olmak istediğim yola tekrar nasıl döneceğim? 7.     Değişikliği yaratmak isteğiniz nokta “Şimdi sahip olduğum şey yeterince iyi değil“ Değişiklik yapma isteği genellikle hayatımızda tam olarak umduğumuz gibi bir şey çalışmadığı farkındalıkla başlar. Belki diplere battık, belki kendimize baktığımızda “Bu kadar yeter“ dediğimiz oluyor.Eğer değişikliği yaratmak istediğimiz alan bize kendimiz hakkında kötü düşünmemize yol açtı için değişime gidiyorsak, korku ve endişe yola kapılmak kolay oluyor.Belki de değişikliği yapmadığımız sürece yeterince iyi olmadığımızı inanıyoruz, belki zorlandığımızı başka insanlar öğrenirse bizi yarılacağını inanıyoruz, belki de kendimize koyduğumuz şartlar yerine getirdiğimiz zaman kendimizi beğeniyoruz… Korkudan, yetersizlik hissinden, başarısızlık hissinde hedef belirlemek boşuna harcanmış kaynak olacağını bence artık anladık. Çoğu zaman unuttuğumuz önemli nokta hatırlatmak istiyorum: Hem kendimizi kabul edebiliriz hem de hala yapmak istediğimiz işler olabilir, hala gelişebiliriz, yeni şeylere adım atabiliriz. Zaten yeterli olduğumuzu inanabiliriz ve kendi potansiyelimizi, yeteneklerimizi geliştirebiliriz. 8.     İç yargıcınızın hayatınızı yönetmesine izin veriyorsunuz Bizim iç yargıcımız bizi aslında kendi bildiği şekilde korumaya çalışıyor, ancak genellikle iyilik yerinde daha çok zarar yaratıyor. Eğer içimizden gelen sesin söylediği: boşuna uğraşıyorsun, zaten yapamazsın, bu hiçbir zaman değişmez dinlemeye devam edersen değişikliği hiçbir zaman yapamazsın.İç yargıç ile başa çıkabilmek için tek yöntem yoktur. İçsel çalışma yaparak, iç yargıcın bizi neyden korumaya çalıştığı bulabilmekle başlar. Ama bu süreçte iç yargıca sınır çizebilirsiniz ve onun sesi olmasaydı Ben kendimi nasıl motive ederdim? Sorusu ile başlayabilirsiniz. 9.     Onaylama ihtiyacınız varÇoğu bilgi dış dünyadan inandığımız şeylerin prizmasından görebiliyoruz. Bazı durumlardan bu gerçekten çok yarımcı oluyor başarıya giden yolunda, mesela En iyisine layık olma inancı çok katkı olabilir. Maalesef bu durumun olumsuz yanı da var. Eğer Ben yeterince iyi değilim inancı varsa zihnimizin algoritmasında bunu bize tekrar ve tekrar hatırlatmak için etrafımızda durumlar oluşur.Değişiklik yapma konusunun perspektifinden bakarsak bu duruma hiç de iç açıcı şeyler göremeyebiliriz. Zihnimizin bir köşesinde Ben bunu yapamam inancı varsa değişiklik yaratma çok zor olacaktır.Bir sonraki kez karşınıza çıkan bilgiler sizin değişiklik yaratmak istediğiniz alanını nasıl etkilediğini fark edin ve gözlemleyin. Yapabilirsin mi söylüyor, yoksa yapamazsın mı diyor?  10.Her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsunuz Her şeyi ön görmek, her şeye hazır olmak, her şeyi düşünebilmek imkânsız.Değişken durumlara katı olduğumuz sürece kendi hayatımızda değişiklik yapmak için adım atmak da gerçekten zor. Her ne değişikliği hayatınıza getirmek istiyorsanız, her ne planınız varsa sizin, gerçekleştirmek için şunu hatırlayın: değişim şimdi başlayabilir. Saat kaç olursa olsun. Sabah erken saatinde de akşam geç saatlerinde de. Pazartesi veya perşembe beklemeniz gerekmiyor.Biri gelse ve size dese: Bugün hayatının geri kalanın ilk günün! Hayatınla ne yaparsınız?Sevgi ile olun, Tetyana  

22.08.2023
Bizi Mutsuz Eden 7 Sebep

Bizi Mutsuz Eden 7 Sebep

Bizim kalbimizi kıran kişi bizim gibi bir insan, zayıflılarla, eksiklerle, problemlerle ve hata yapabilme hakkı ile.Biraz düşünelim, biz hiçbir zaman hiç kimsenin kalbini kırmadık mı, hayal kırıklığına uğratmadık mı? 99,9% yapmışızdır.Kırgınlık daha çok kırgın olan kişiye zarar veriyor, çünkü maalesef gitmiyor kar topu gibi git gide büyüyemeye devam ediyor. Kırgınlıkların enerjisi, taşlar gibi, bedenimizde birikmeye devam ediyor, enerji akışına engel oluyor, bedenimize zarar veriyor ve maalesef belirli bir süreden sonra kendini fiziki boyutunda hastalık olarak göstermeye başlıyor.Eğer bir şey sizin kalbinizi kırıyorsa, durun ve tam olarak ne olduğunu düşünün. Çünkü bu nokta sizin büyüme noktanız, kendinizde kabul edip sevmeniz gereken bir nokta.Sizin kalbinizi kıran, hayal kırıklığına uğratan kişiye teşekkür edin sizin yanınızı size gösterdi için, kendinizde hangi yanınızı kabul etmediğinizi gösterdi için.Peki kırgınlıklarla ne yapabiliriz? Kırgınlıklar yıkıcı boyuta ulaşmadan önce ne yapabiliriz?Affetmek – en güçlü ilaçtır. Affetmeye hepimiz bilmiyoruz, ama öğrenmek için her zaman yol var. Suçluluk duygusuSuçluluk duygusu en çok da kişilerde düşük özgüvenin sebebi oluyor. Tedirginliklerin, endişenin ve kendine karşı ve çevreye karşı öfkesinin.Suçluluk duygusunu taşıyan kişi çok nadirden mutlu olabiliyor. Bu duygu sadece gerçekten suçlu olduğunuzu durumlarda kendini hatırlatmıyor, stres olduğunu herhangi bir durumda ortaya çıkabilir.Suçluluk duygusunun birçok yüzü var ve kendini çok farklı şeklinde gösterebiliyor. Özür dilemekİlk önce ne kadar sık özür diliyorsunuz dikkatlice takip edin. Gerçekten özür dileyecek bir şey yaptınız mı? Yoksa sohbetin içerisinde otomatik olarak ortaya çıkıyor?” ben mutluluğu hakketmiyorum” programıKendinizi sürekli yetersiz mı hissediyorsunuz, yeterince iyi yapmadığınızı mı, aslında daha fazlası yapabilirdim, ama yapamadım gibi düşünceler aklınıza geliyor mu? Yarattığınız ya da size gösterildiğini mükemmel modelden ne kadar uzakta olduğunuzu kendinizi hissediyorsunuz?Bunlar sizin hayatınızı suçluluk duygusu yönettiğini göstergesi ÖfkeÖfke suçluluk duygusunun başka bir kutup. Kendinize veya başkasına karşı. TedirginlikTedirginliğinin yüksek seviyesi – gerçekten çok zorlayıcı bir durum. Bu duyguları takip etmek, onların hakimiyeti kurmak ya da en basiti fark edebilmek imkansız hale geliyor.” Aslında her şey yolunda ama beni sürekli bir şey endişe ediyor”  cümlesi tanıdık geliyor mu? Suçluluk duygusu enerjimizin büyük kısmı tüketmiş oluyor. Onu gizlemek, onu görmemek, onu bastırmak kolay bir iş değildir. Deneme hayatDeneme hayat veya ertelenmiş hayat çoğumuzda çok erken yaşlarda başlıyor. Anne ve babamızın desteyle.Eğer size sürekli: ” Büyürsün – anlarsın, 18 yaşında olursun o zaman hak kazanırsın, evlenirsin istediğini yaparsın, okulu bitirirsin – erkek arkadaşın olur, vs. ”  Sizin içinizde ertelenmiş hayatının temelini atılmış oldu.Ve bugün yaşadığınız hayat çok da eğlenceli ve harika artık gözükmüyor. 18 gelince, okul bitince, evlenince gibi durumları bekliyoruz.  Çünkü anne babamın dediği gibi o zaman mutluluk gelir.Anda yaşamayan, sürekli tatminsiz olan, tedirgin olan kişiye dönüşüyoruz. Geleceğinin hayalini kurarak yaşıyoruz ve gerçek yaşam geçip gidiyor.İlerlemiş durumlarda depresyonlara, anksiyeteye ve paniklere yol açabilir. Çünkü hayallerimiz içinde her şey çok güzel ancak beklediğimiz noktaya vardığımızda tam olarak hayal etmiş gibi olmayabilir.Kendimizi kabul ederek, yaşadığımız her sene kabul ederek ve şu an için sorumluluğu alarak yaşamaya başlarsak günümüzde bambaşka şeyleri yaratabiliriz. Çocukluk travmalarıYetişkin hayatımızda birçok sorunlarla karşı karşıya geliyoruz. Ne yazık ki bu sorunların temelleri çocukluk döneminde atılmış oluyor.  Küçük yaşlarda yaşadığımız olaylar yetişkin yaşa gelsek te bizim üzerimizde etki etmeye devam ediyor.Çocukluk döneminde yaşadığımız duygular başka insanlarla kurduğumuz ilişkinin üzerinde, sağlığın üzerinde ve finansal büyüme üzerinde etkileri bırakıyor.1.    Şiddet ve ilgisizlik çocukluk döneminde – beslenme bozuklukları yetişkin döneminde2.    Bağımlıklar olan anne baba ile yaşamak – her şeyin ve herkesin sorumluluğu üzerine almak, aşırı titizlik3.    Duygusal taciz çocukluk döneminde – gerçek duyguları ve bakış açısı saklama4.    Şiddet içeren davranışlar – kişisel sınırları belirlememek5.    Fakirlik içinde yaşamak – kısa hafıza yetişkin döneminde6.    Seçme hakkı olmaması çocuklukta – bağlılık içeren ilişkiler içinde olmak7.    Anne ve baba boşandıysa – ilişkide olduğu kişiye karşı yüksek standartları kurmak8.    Psikolojik travma – autoimune rahatsızlıkları ve kronik ağrı9.    Para hakkında konuşma yasağı – yetişkin olup finansları yönetmeme10.Anne baba tarafında oluşturan travma çocukluk döneminde – karmaşık ilişki içinde olmak Kendi hayatını ve kendini beğenmemekHayatı ve kendiyle tatmin olmamak aslında aynı madalyanın iki yüzü.Kendini sürekli sorgulamak, kendini ve başkalarını sürekli yargılamak – kendine ve kendi benliğe karşı öfke. Ve biz ne kadar tatmin olmasak da hayatımızla o ilerlemeye devam ediyor.Kendimizle neden mutlu değiliz:1.    Yüksek beklenti. Temelsiz umutlar ve yüksek beklentiler hiç güzel bir katkıda olmuyor bize. Beklediğimiz gibi gitmeyince üzülüyoruz.2.    Kendini özel hissetmek. Kendini özel hisseden genellikle kısa sürede hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü başkaları onun özel olduğunu görmüyorlar ve sıradan bir kişi gibi onunla iletişim kurmaya çalışıyorlar.3.    Yalancı değerler. Herkes için değerler farklı. Ve çoğu zaman başkasının değerleri kendi değerler gibi en yüce gerçek olarak kabul ediyoruz, en doğrusu olduğu gibi.4.    Sürekli daha fazlasının peşinde koşmak. Elde ettiğimiz şeylere çok hızlı alışıyoruz ve yeni bir şey peşinde takılıyoruz. Elde ettiğimiz şeylere karşı mutluluğunu sürdürerek de yeni şeyleri elde edebiliriz. Sadece ben neler başardım bu hayatta arada bir hatırlatmak gerekiyor. Elde ettiğimiz şeylere karşı coşkusu kaybettikçe kendimize karşı olan inancını da kaybediyoruz.5.    Başkasına umut bağlayarak yaşamak. Birisi gelip bizi mutlu eder beklemeye belki alıştık, ancak hayata bu şeklinde yaklaşım sorumluluktan kaçmaktan başka bir şey değildir. Kendi mutluluğunun sorumluluğu partnere, çevreye veya arkadaşlara aktarmış oluyoruz.6.    Hayal kırıklığı yaşama korkusu. Düşme korkusu ilerlemenin en büyük engeli oluyor. Başarısız olma korkusu mutluluğa adım atma engel oluyor. İster partner bulma yolunda, ister hayalindeki kariyer pozisyon yolunda.7.    Yanlış çevre. Çoğumuz hayata olumsuz bakan insanlarla çevrili ve zaman geçtikçe neşeli haberlere karşı mutlu nasıl olunur unutuyoruz.8.    Temelsiz beklentiler. Bazılar mutluluk ve tatmin duygusu her zaman, hayatının her anında yaşamamız gereken duygulardır. Bu doğru değil. Bu dünyaya tüm duyguları öğrenmeye geldik.9.    Hayat siyah beyaz çizgilerden oluştuğunu inancı. Evrenden muhteşem hediye alınca tedirginlikle olumsuz bir şey bekleme moda geçmek aldığınız hediyenin mutluluğu yaşamamak anlamına geliyor.10.Başarınızı küçümsemek. En sık yaşadığımız durumlardan biri. Ulaştınız başarıyı ” Çok önemli değil. Sadece şansım yaver gitti”  başkasına yansıtmak sizin emeğinizi değersizleştirmek anlamına geliyor. Yanlış çevre

09.08.2023
Gölge Yanlarımız

Gölge Yanlarımız

Kişinin mükemmel oluşu en net şekilde A.Çehov’un meşhur sözünde yansıtıldı: ‘’Insanın içinde her şey güzel olmalı…’’    Bunu bize en küçük yaşlardan itibaren aşılamaya çalışılıyor.Peki, güzel olmayan, ‘’güzel olma’’ çerçevesinin dışında kalan parçası ile ne yapacağız?Onu göstermeye utanıyoruz, çünkü toplum kabul etmiyor. Reddedemiyorsun, çünkü o sürekli kendini hatırlatıyor, istikrarla çıkmaya çalışıyor.Psikoloji de bu parçaya Gölge derler.Gölge – insanın kendisinin reddettiği kişiliğinin bilinçsiz bir parçasıdır. İnsanın karakter yapısı, davranışları ve düşünce biçimi üzerinde büyük etkisi olan bir parçası.Bu kavramı kullanıma açan Z. Freud oldu. Psikanaliz ilk önce insanın bilinçsiz ve ilk başta kabul görmeyen istekleri, algoritmaları, davranışları keşfetmesi üzerinde kuruldu.Topluluk tarafından iyi olma, eğitimli oma, doğru insan olma ancak kabul görüyor. Ancak gerçekte bu pozitif kavramlar ancak karşıtlarıyla algılanabiliyor dünyada. İyilik kötülükle öğreniliyor, güzellik çirkinlikle, akıl akılsızlıkla, güç güçsüzlükle, bütünlük yalnızlıkla fark ediliyor.Şaşırtıcı ancak gölge tarafımız kişiliğimizin temelidir ve bu temele basarak kişi kendini geliştiriyor. O muazzam şefkat dolu, anlayışlı, merhametli, sevgi dolu kişiliğimiz.Gölge tarafımız çoğu zaman kabul edilmiyor. Reddedilme, bastırılma, yansıtılma genellikle savunma mekanizmasıdır. Bu mekanizma sayesinde, insan kendi büyüttüğü aydın kişiliğini koruyor.Ancak bastırılmış gölgelerimiz kontrol edilmeyen rüyalarla, fiziksel olarak hissettiğimiz semptomlarla, içsel ve diş çakışmalarla, tekrarlayan durumlarla kendini gösterirler.  Bütün gölgeler aslında kişiye kendi hakkında, sahip olduğu kişiliği hakkında, hayatın düzeni hakkında çok önemli bilgiler aktarmak istiyor.Tabi ki kendi gölgemizi, istikrarlı bir şekilde görmemezlikten gelebiliriz, ancak er veya geç hayatımızı gözden geçirmemiz gerekecektir. Çünkü ister istemez birikenler artıyor ve istemediğimiz halde onları dış dünyaya yansıtmaya başlıyoruz. Reddedilen parçalarımız kabul görmek istiyor.Kabul etmediğimiz yanlarımızın olduğunu nasıl anlarız?Bu fenomenin bazı göstergeleri:·       Kendi karakterini kabul etmemesi, kendini yargılama ve sorgulama.·       Çevresindeki insanları yargılama ve sorgulama, onlarla bir arada olmama isteği, onları olduğu gibi kabul etmek istememesi, çevredeki insanları değiştirme isteği.·       Hiç bitmeyen düşünce akımı, kontrol edilemeyen düşünceler.·       Bastırılmış özgürlük hissiyatı, kendi ifade edememesi, korku, endişe utanma duygusu ile yaşama.·       Durumuna tek taraftan bakabilme becerisi, sadece kendi düşüncesini doğru olarak kabul etmesi.·       Konuşmalarda çok net şekilde değerlendirme enerjisini yansıtılması, doğru/yanlış, iyi/kötü, akıllıca/aptalca… gibi.·       Kendini iyi hissetmemek ve neden bu şekilde hissettiğini anlamamak.·       İstediğini yapma izini kendine vermemek.·       Çok şeyleri yapıp istediği sonuca ulaşmamak.·       Sanki kör döngü içinde yaşadığını hissetmek. Gölge yanımızı bulma ve onun enerjisi kullanma isteği gerçekten çok fazla imkân sağlıyor, kişisel gelişim sürecinde. En önemlisi içsel konfor yaratması.Önemli olan kendi kişiliğimizi parçalamadan, bunu kabul edebilmektir. Kendinize izin verin. Gölgelerin avantajları görerek, tüm yanları ile yaşamak.Kendi Gölge yanımla nasıl tanışırım?Bunun için,size ufak egzersiz yapmanızı teklif edeceğim.1.       Olmak istediğiniz kişinin özellikleri sıralayınız. Aklınıza gelen tüm özellikleri yazınız. 2.       Nasıl bir kişi olmak istemediğiniz düşünün ve yazınız. Biraz fantezi çalıştırabilirsiniz ve sizi rahatsız eden, sinir eden kişileri hatırlayın. Egzersizin bu bölümü sizin gölge yanınızı yansıtıyor.

22.07.2023

Güncel Yazılar

Hastalık Düşman Değil, Mesajdır

Hastalık Düşman Değil, MesajdırHastalık, artık ihtiyaç kalmadığında gider.Bu cümle ilk başta sert gelebilir ama…Gerçekten neden hastalanıyoruz?Çünkü bazen, başka türlü elde edemeyeceğimiz şeyleri ancak hastalık sayesinde elde edebiliyoruz.Bilinçaltımız, bastırılmış ihtiyaçlarımızı bedene yükleyerek onları görünür kılıyor.İlaçlarla değil, farkındalıkla iyileşen hastalıklar da var. Ve bu, sandığımızdan çok daha yaygın.Peki hastalık bize ne sağlar?Ve neden beden acıya razı olur?1. Kendine özen göstermenin suçluluk duymadan yoluİlaçlar, testler, vitaminler, bakımlar, terapiler… Hasta olduğunda hepsi “hak edilmiş” olur.Aynı parayı bir stiliste ya da masaja harcamayı dene… İçinde bir suçluluk duygusu beliriyor mu?Ama hastaysan — bu, izinlidir.2. Dinlenme hakkıBirçok kadının bilinçaltında yazılı:“Yalnızca hamileyken ya da hastayken dinlenebilirsin.”Esnek saat, freelance iş? Hayır. Ancak beden düşerse dinlenme izni gelir.3. Yakınlardan ilgi ve şefkatGüçlü, zeki, kendine yeten kadınlara kimse kolayca şefkat göstermiyor.Ancak hastalanırsan, sistem “izin veriyor”: Artık sana bakabilirler.Ve eğer hâlâ görmezden geliniyorsan — beden sinyali büyütür.Ta ki duyulana kadar.4. Dikkat çekmekHastalık bazen görünür olmanın yolu olur.Hakkında konuşulursun. İnsanlar merak eder.Ve ne kadar “nadir” ya da “karmaşık” bir hastalıksa, o kadar “özel” hissedebilirsin.5. Saygı kazanmakAğır acılar çeken biri, hem acıma hem de derin bir saygı uyandırır:“Allah kimseye vermesin…”Ama bir yandan da, insanlar şöyle der: “Nasıl da güçlü, dayanıklı biri!”Eğer kendine ya da başkalarına karşı uzun zamandır saygı hissetmiyorsan — hastalık bu saygıyı almanın bir yoluna dönüşebilir.6. Ertelemek istediğin kararları ertelemenin bahanesiÇocuğun ağır hastaysa, boşanma konusu bekler.Kendin hastaysan, iş değişikliği ertelenir.Bir yakınla ilgileniyorsan, özel hayatını sorgulamaya gerek kalmaz.Beden, o kararı senin yerine erteler.7. Yavaşlamak ve içini duymakHastalık seni yavaşlatır.Ve bu yavaşlıkta, bastırılmış sesler duyulur hale gelir.Bir nefes, bir adım… her şey anlam kazanır.8. “Hasta ne isterse olur” hakkıHastaya saygı gösterilir.Yıllardır eşinden rica ettiğin şeyi bir anda yaptırabilirsin.Kırık kulp bile onarılır, çünkü artık önemlidir.9. Dünyaya başka bir yerden bakmakSadece tavandaki çatlağa bakabildiğin saatler oldu mu?Bir perde kıvrımında hayal gördün mü?Hastalık, seni başka bir algıya taşır.Ayrıntılar büyür, zaman durur.Ve dünya farklı görünmeye başlar.10. Hayatını yeniden değerlendirmekAğır hastalıklar, sahte gerçeklikleri siler.Bir anda yalnızca sen ve çıplak gerçeğin kalırsınız.Ve orada, hayat yeniden yazılır.Bilinçaltınin ihtiyaçlar yok olmaz.Sadece başka yollardan kendini gösterir.Eğer ihtiyaçlarını açıkça ifade etmeyi öğrenememişsen, beden devreye girer.Ve bu ihtiyaçları hastalık aracılığıyla almaya başlarsın.Çocuklarda ya da doğuştan hastalıklarda bile — annenin bilinçaltı ihtiyacı etkili olabilir.İşe gitmemek, ilgi görmek, anlam bulmak…Tüm bunlar bazen “hastalık” kimliğiyle karşılanır.Bunu doğrudan kabul etmek kolay değil.Ama farkındalık adım adım gelişir.O zaman ne yapmalı?1. Kendine sor: Bu hastalık bana ne kazandırıyor?       Gerçekten dürüst bir liste yap.2. Her maddeyi hisset.         Kendini suçlama. Kendine şefkatle bak.         Bu, hayatta kalma yöntemindi. Şimdi       farkına varıyorsun.3. Aynı ihtiyaçları başka yollarla karşılama izni ver kendine.       Dile getir. Talep et. Kendini duy ve ifade et.        Hastalık, artık ona ihtiyacın kalmadığında gider.Ama önce… onu duyman gerekir.

12.08.2025 Devamını Oku

İlişkide Nezaket

Diyorlar ki, nezaketi öğrenemezsin. Gerçekten de öyle, bu beceri otomatik olarak zihinle, bilimçsizce öğrenilmiyor.Bu beceri kalbinden geçerek, ruhunun dikkati ile karıştırılarak ve farkındalık sürecin sayesinde ve Ben – öğrenciyim pozisyonundan oluşur.Doğru şeklinde çatal bıçak tutmaya öğrenebiliriz, insanlar arasında nezaketli davranabiliriz, doğru zamanda teşekkür ederek ve rica ederek… ama kendine şu soruları sormaya öğrenemeyebiliriz: Benim söylediklerim başka insanın tarafından nasıl algılanıyor? Benim şakalarım, sözlerim, sorularım, benim katılığım, benim prensiplerim onu acıtıyor mı?Nezaketsizlik birkaç örnekte göstermek istiyorum:1.      Değerler seviyesinde nezaketsizlikBir kişi için onun projesi, onun fikri ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz halde değersizleştirmeyi çalışıyoruz, dalga geçiyoruz, eğleniyoruz… bizim için onun işi eğlence alanı Ya da anlıyoruz ki kişi için onun inancı, onun meditasyonları, onun pratık ettiği şeyler önemli, ama arada bir ona takılıyoruz, çünkü o takıntılı olduğunu, fanatik olduğunu, garip olduğunu, geride kalmış olduğunu, tuhaf olduğunu, olması gereken gibi olmadığını düşünüyoruz. Ya da eşimiz için onun hobi çok önemli olduğunu görüyoruz ve eşimiz aile aynı zamanda hiçbir şeklinde ihmal de etmiyor. Ama belki inattan dolayı, belki kıskançlıktan, belki de onun dünyasının merkezine kendimizi koymak istediğimizden dolayı… onun hobi hakkında olumsuz yorumları yapıyoruz, eksikleri buluyoruz, dalga geçiyoruz. Nezaketsizlik insanları uzaklaştırıyor. Başkası için değerli olana değer vermediğimizde kendimize karşı nasıl yaklaşımı bekliyoruz ki? O kişinin kalbinin bahçesine girip çiçekleri koparmaya, dalları kırmaya, canlı olan her şeyi yok etmeyi, güzel şeyleri yok etmeyi başlamak ve ‘Sadece ben senin kalbinde yaşayacağım, geri kalanları yok edeceğim’ diyerek gibi bir şeydir bu… Sevdiklerimizin kalplerinde kocaman dünya var, evren var. Orada her şeye ve herkes için bolca yer var. Sevdiği her şey için, başardığı her şey için, beğendiği her şey için… Hiç kimse bizim yerimizi kapamaz, alamaz. Sadece biz kendimiz sevdiklerimizi kendimizden uzaklaştırabiliriz. Ve bunun temelinde nezaketsizlik yatıyor. 2.      Nezaketsiz sorular, istenmeyen dersler ve tavsiyeler. İnsanı kalbinin en derinliklerinden yaralayan sorular bu. Kilolu kızı sormak gibi: ‘Ne zaman kilo vereceksin?’Yalnız kişiye geçmiş yaşamların karmaların ödemesi yapıyorsun söylemesi gibi…Seninle dünyaya bakış açısı farklı olan kişi deli olarak adlandırmak gibi…Neden hala: evlenmedin/ boşanmadın/ bunu anlamıyorsun/ çocuk doğuramıyorsun/papatya içmiyorsun / vitamin kullanmıyorsun / iyileşemedin / zengin olmadın/ bahçe ekmedin/ temizlik yapmadın...?Bu sorular nezaketsizlikten sorulduğunda yarar getiremez ki. Bu sorular acıtmak, dokunmak için, yardım etmek için değil. Bu sorular kendi üstünlüğü göstermek, daha iyi olduğunu ön plana çıkartmak için, başkasını aşağı indirerek… 3.      Nezaketsizlik ve kişisel sınırlar o   Sen meşgul olduğunu benim için önemli olmadığını, beni dinle, benim söylediğini yapo   Sen yalnız kalmak istediğini benim için önemli değil, ben seninle olmak istiyorumo   Sen yorgun olduğunu benim için önemli değil, ben enerji doluyum ve bu enerji harcamak istiyorumo   Senin planların bugün için ne olduğunu önemli değil, benim planlarıma uyum sağlao   Senin sabah ritüelleri benim için önemli değil, sen bugün ne yapacaksın ben dün karar verdimo   Senin ruh halin ne olduğunu önemli değil, benimki gibi olmalıo   Senin bakış açısı benim için önemli değil, benim gibi düşünmeni istiyorumNe yapacağız, nerede başlayacağız bu, belki bizim için yepyeni beceri, öğrenebilmemiz için? Nezaketi nasıl öğreneceğiz?1.      Kendimizden başlayacağız Kendinizi izlemeye başlayın:-         Benim davranışlarım, benim sözlerim başka insanların kalplerinde ne uyandırıyor?-         Bugün ben hangi durumlarda nezaketsiz davrandım?-         Gelecek için nasıl sonuç çıkartabilirim bunlardan?-         Bu kişi ile iletişim kurduğumda hangi konuları hiçbir zaman dokunmayacağım?-         Aynı düşünce ama daha şefkatli, dalga geçmeden nasıl paylaşabilirim?Kendi bakış açısında kalarak dikkatli olmak ve şefkatli davranmak her zaman mümkündür. Bu nezaketin bilgiliğidir. Ve birini uyarmamız gerekiyor ise, hoşlanmadığımız bir durum olduğunu ifade etmemiz gerekiyor ise duygusal yıpranma olmadan, psikolojik şiddet olmadan bunu yapabilmeliyiz. 2.      Uzaklaşma Size karşı nezaketsizlik uygulanıyor ise ve konuşmalar bir fayda etmiyorsa o zaman uzaklaşma tekniği kullanabilirsiniz.Bu teknik terapi yerine geçebilir, eğer geçici ise... eğer biz kırgın değilsek, öfkeli değilsek, intikam almıyorsak ve manipüle etmeye çalışmıyorsak. Yani iyi niyetliyiz, ama yaşadığımız acı artık başka yolumuz kalmıyor, bizi dumuyorlar.Hatırlayın ki, herkese ve her zaman bizim canımız acıyor söylemek gerekmiyor, çünkü:o   İlerleyen zamanlarda bizi manipüle edebilmesi için kullanabilirler (ben senin hassas noktasını biliyorum ve onu bundan sonra kullanırım)o   Olumsuz duyguları bizim üzerinde boşaltması neden olabilir (benim canım acıyor seninki de acısın)o   İsteğimiz hiç anlaşılmayabilir, çünkü bizim değerlerimiz başka kişinin değerlerinden çok çok uzak olabilir ve karşımızdaki kişi şaşkınlık yaşayabilir: ben ne dedim ki?Ama eğer bir şans bile olsa bizi duyabilecek, bizi anlayacak değer verdiğimiz kişi, o zaman konuşma imkanımızı kullanıp daha sonra kişiye bunu üzerinde düşünme fırsatı tanımalıyız.Bu önemli. Çünkü anlamak için ve farklı bakış açısına sahip olabilmek için kişi buna doğru giden tüm basamakları geçmeli:-         Reddetme basamağı (ne oldu ki? Hiçbir şey olmadı ki… neden kavga çıkarttı ki?)-         Suçlu bulma basamağı (sen bunu yapmasaydın, bu böyle olmasaydı, ben sana söylemiştim, senin yüzünden…)-         Hızlıca her şeyi çözmek çabası, psikolojik konfor alanına dönebilmek için (ben çok endişe ediyorum, ben ağlıyorum, kendimi kötü hissediyorum, herkese affedelim artık, çabuk çözelim de gezmeye gidelim)-         Kendini suçlama basamağı (benim suçum, benim yüzünden, keşke söylemeseydim, yapmasaydım)-          Söyleyene karşı öfke basamağı (değişim acıtıyor, bundan dolayı sorun bende değil, sende)-         Kendini koruyabilmek için kırgın olma basamağı (kırgın olana kırılmıyorlar, siz beni acıttınız, kırgın olmak için bahane bulurum, siz daha benden özür dileyeceksiniz)-         Hüzün basamağı (her şeyi kaybettim, iyi şeyler gitti bitti, artık her şey kötüye gidecek)-         Hayal kırıklığı basamağı (hiç arkadaş olmasaydım keşke, uğraşmamam gerekiyordu)-         Umursanmaz olma basamağı (yoruldum, ne yaparsınız yapın umurumda değilim)Neden önemli çünkü kişi anlamalı onun söylediği sözler, gerçekleştiği eylemler kendileri arkasında sonuçları getirecek.Nezaketsizliği hakkında konuştuk, daha çok konuşabiliriz, daha çok şeyler yazılabilir, örnek verilebilir. Nezaket hakkında konuşulacak az şeyler var, ama konuştuğumuzda ruhumuz konuşur.Kalbimizin dilinde nezaketli olmak:o   Sen benim için önemlisin, seni seviyorumo   Evet, benim kendime ait bakış açım var, her şey kaderlerimizde ve düşüncelerimizde aynı olmayabilir, ama duygularda olur… bundan dolayı kendim kalarak çok istiyorum ki, sen de benim yanında kendin olo   Farklı olan ol, inançlı ol, ilişkileri değer veren ol, profesyonel ol, sanatsal ol, ilginç ol, benden farklı ol…Ama önemli olan sevildiğim kişi ol, yumuşacık ol, benim için değerli ol. Seni seviyorum ve bu şeklinde kabul ediyorum, saygı duyurum senin bakış açısına, senin dünyaya…Yapabildiğim kadar,Becerebildiğim kadar,Öğrenebildiğim kadar,Tüm kalbimle…  Sevgi ile olun

31.01.2025 Devamını Oku

Kıskançlıktan özgürleşme yolları

    Kıskançlık toplumun tarafından kabul edilmeyen ve yargı ile karşılanan duygu. Bundan dolayı yetişkinler bu duyguyu  hep saklamaya çalışırlar, ama çocuklar bunu beceremiyorlar. Çok sıkça çocuk parklarında ağlama ve bağırma sesleri duyabiliriz: Bende onunki gibi oyuncak istiyorummm!!!Gerçekte kıskançlık bir şeyin eksik olduğunu göstergesidir, başkasında var olanın ve onda olmayanın. Bu duygu hiç konforlu değil, özellikle onu tatmin etmek için bir imkân yoksa. Kıskançlığı gizlemek için  o kadar çok yöntem geliştirdik ki biz…Kıskançlık aslında bu başkasının başarısının karşısında oluşan yas duygusu. Herkes kıskanır! Eğer kişi diyorsa Ben kimseye kıskanmıyorum çok da dürüst değil kendisi ile. Kıskançlık insanoğlunun gelişin sürecinin içerisinde ortaya çıkan bir duygu. Ve bir zamanlar pozitif amaçla kullanılıyordu: kısıtlı kaynakların olduğu zamanlarda hayatta kalmaya sağlıyordu.Kıskançlığının çeşitleri:·       Zehirli kıskançlık: bende bu yoksa onda da bu olmasın·       Bencillik kıskaçlığı: bende bu var, ama o olmamalı·       Kara kıskançlık: onunki benim olmalı·       Beyaz kıskançlık: onda varsa bende de olmalı·       Kurtarıcı kıskançlık: bende varsa onda da olmalı·       Fedakârlık kıskaçlık: bende yoksa onda olmalı·       Kurban kıskançlık: onda yok, bende de olmasın Toplulukta hiç kimse açık açık söylemiyor Ben seni kıskandım. Genellikle farklı şeklinde kıskançlığı tespit edebilme imkânımız var. Bu duyguya kapılan insanların en sık kullandığı davranış modellerinden birkaç tanesi paylaşıyorum1.      Kaçma.Kıskandığı kişi ile aynı ortamda bulunmamaya özen gösterme2.      Küçümseme Kıskandığı kişinin başarıları küçümsemeye yönelik sözlerinde, eylemlerinde bulunma3.      Başkasını kıskandırmaElde ettiği başarısından daha aşağıda olan kişilerle temasta olma çabası. Yani başkası beni kıskansın. Ama seçtiği bu yol eksik olanı sadece kompanse ediyor.4.      İntikamÇok güzel saklanmış, kapatılmış genellikle olur intikam. Kişi bilerek kıskandığı kişi ile iletişimde kalıyor, sık görüşüyor ki başkasının yanında onunla dalga geçebilmek için, küçük düşürmek için.Kıskançlıktan özgürleşmek için ilk adım önce o olabileceğini ihtimal verebilmektir. Olabilir diyebilmektir. Çünkü kabul etmediğimiz hiçbir şeyi değiştirmemiz imkânımız yoktur.Bugün kıskançlıktan nasıl özgürleşebiliriz birkaç tane ip uçları vermek istiyorum1.      Öz değeri ile çalışınBinlerce araştırma yapıldı psikologlar tarafından, bilim adamlar tarafından öz değer hakkında. Ve şöyle bir bağlantı keşfedildi: öz değer ne kadar yüksek ise kıskançlık seviyesi o kadar azdır. Bunun nedeni çok basit aslında. Kişi onunla her şey yolunda olduğunu emin ise, onun hayatında en iyisi olduğunu emin ise başkasını kıskanmak, başkasını ne yaptığını bakmak gerek yoktur. Bundan dolayı sahip olduğumuz olanları değer vermeye öğrenmek önemlidir.  2.      Sahip olduğunuz imkanlara göre hedef belirleyinÇoğu zaman kıskançlığının ve tatminsizliğin çocukluk döneminde oluşur. Eğer anne ve baba bize ikna etti ise başarılı kişide bir çuval para var, yurt dışında tatil yapıyor ve birkaç tane üniversite bitirdi, o zaman öylesine mutlu olmak çok zordur. Mutluluk çok geniş bir kavram ve herkes için farklıdır. Şehir dışında küçük evinde de mutlu olunur, çocukla gezmeye çıktığında da. Önemli olan bunu kabul etmek ve anlamak. Kıskançlık kendiliğinden kaybolur. 3.      Başkasının hayatını yaşamak yerine kendi hayatınızı yaşayınGerçekten ilginizi çeken, sizi neşelendiren, sizi mutlu eden bir şey yapınız. Moda olanı, başkasının yaptığını olanı değil. O zaman başkasını ne yaptığını bakma zamanınız olmaz ve kendinizi başkası ile kıyaslamazsınız. 4.      Kendinize karşı acıma duygusundan vazgeçin.Yazık bana, ben şansızım, kaderim bu diyen veya düşünen kişiler genellikle hiçbir şeye ulaşamazlar. Sahip oldukları enerjileri acıma duygusuna dönüştürerek başkasının hayatlara özenerek zaman geçiriyorlar. Eminim hepimizde elde ettiğimiz yetenekler, becereler var ve onları nasıl kullanabilirim sorusuna yönelmek çok daha verimli sonuçları getir. 5.      Derinlere bakınızGerçekte güzel kaplamanın arkasında ilginç şeyler saklanıyor. Bu problemler olabilir, dinlenmeden çalışma olabilir, kişinin geçmesi gerektiğini problemler olabilir sahip olduğu şeylere kavuşabilmek için. Kendinizi sorunuz: neyden vazgeçmeye hazırsınız ve neyi daha sonraya erteleyebilirsiniz istediğinizi ulaşmak için. Belki o zaman başkasında gördüğünüz olan o kadar cazip gelmeyecektir ve duruma farklı bir şeklinde bakabilirsiniz 6.      Kıskançlık her zaman kötü bir şey değildir. Kıskançlık yıkıcı olabilir, ancak yeni bir şeyi yapmamızı de motive edebilir, zafere ulaşmamızı sağlayabilir. Çok sağlıklı bir motivasyon aracı olmasa da bazı kişiler için belirli bir süre iş görür. ThetaHealing tekniğine ilk başladım zamanlarında analitik zihninde yaşamaya çok alışıktım, kimyager ve ekonomi alt yapım ister istemez etki ediyordu o dönemde. Yapamamak, görememek, anlam verememek o dönemlerde en sık yaşadığım duygulardı. Ama benim ilerlememi sağlayan bir düşünce vardı: Biri yapabildiyse ben de yaparım. Çok sağlıklı değil. Ama belirli bir seviyeye ulaşana kadar çok faydalı oldu.Sadece siz karar verebilirsiniz kıskançlık enerjisi nasıl kullanırsınız. 7.      Biri sizi de kıskanıyorEğer tamamen dürüst olursak sizi da kıskanan insanı görebiliriz. Küçük bir su serpme olsa, ama sahip olduğunuz şeyleri, hayatı, pozisyonunuzu yeniden değerlendirebilme fırsatı sunar. Belki de aslında bir zamanlar hayal ettiğiniz şeyler şimdi zaten hayatınızda sadece rutine dönüştü için artık göremiyorsunuzdur 8.      Farklı eylemleri gerçekleştirinHiçbir zaman unutmayın, aynı şeyleri yaparak farklı bir şeyi beklemek umutsuzdur. Belki yürüdüğünüz yolunun yönü biraz değiştirmek gerekiyor ve çok istediğiniz şey zaten kendinden gelir. Değiştirmeye, değişmeye korkmayın.  Hayat değişimlerden oluşuyor. 9.      Çevrenizi değerlendirinNe kadar desek de çevremden etkilenmiyorum, bu tam olarak doğru değil. İnsanlar sahip oldukları yaşam bakış açılarla, düşüncelerle bizi etkiliyorlar. Fark etmeden bile şikayetler ve kıskançlığının bataklığının içinde sıkışıp kalabilirsiniz 10.  Düşüncelerinizi ve sözlerinizi kontrol altına alınKullanıldığınız kelimeler arasında: Ben yapamam, Ben kaybettim, Bu çok zor, Çok çabalıyorum kaldırın tamamen. Birisinde hoşunuza giden bir şey gördüğünüzde Şok oldum demek yerine Hayranlık duyurum demesi o kişiyi mutlu eder. Çünkü gönderdiğimiz enerji bize geri dönme alışkanlığa sahiptir. Size ne geri dönmesi istersiniz?   Sevgi ile olun

20.04.2024 Devamını Oku

Seminerler & Yazılar

ThetaHealing, hakkında verdiğimiz seminerlere katılmak ister misiniz?

Seminerlerimiz hakkında e-posta alın

Yeni bir blog oluşturduğumuzda mail göndermemizi isterseniz

İletişim Hesaplarım

Beni sosyal medya hesaplarımdan takip etmek ister misiniz?

hello@tetyanacelebi.com

Bana Mail adresimden mail yoluyla ulaşabilirsiniz

+90 541 457 01 42

Beni arayarak seminerlerim hakkında bilgi edinebilirsiniz